Bugun...


Sinem YALÇIN - PSİKOLOG
EYVAH KALP KRİZİ GEÇİRİYORUM!
Tarih: 22-01-2019 10:07:00 Güncelleme: 22-01-2019 10:07:00


Günümüzde kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların %16'sının, aslında kalp krizi geçirmediğini ve psikiyatrik tedavi sonucunda bir kaygı bozukluğu tanısı aldığını biliyor muydunuz?
   Evet, kalp krizi geçirme korkusuyla, büyük bir panikle hastaneye koşup, aslında kalp krizi geçirmediğini öğrenen birey sayısı küçümsenemeyecek kadar fazla durumda…
   Konuya açıklık getirmeden önce korku ve kaygının tanımından bahsetmek istiyorum, çünkü genellikle iki kelimeyi de aynı anlamda kullanıyoruz.
   Korku; insanın fiziksel ve toplumsal çevresinden gelen ve bilinçli olarak farkına varabildiği, tehlike ya da tehdit durumları karşısında yaşanan duygudur. Yani korku duygusunu yaşayabilmemiz için, ortada bir tehdit unsuru veya somut bir sorun olması gerekiyor.
   Peki ya kaygı? Nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi ile yaşanan bir bunaltı duygusudur kaygı. Özetle; kaygı ortada somut bir sorun veya tehdit unsuru olmaksızın yaşanan bir duygu. Ortaya çıktığı durumla ve ortamla uyumlu olan kaygı işlevseldir yani gereklidir. Hiçbir sağlıklı insan yoktur ki sıfır kaygı düzeyinde bulunsun. Kaygının patolojik olabilmesi için, ortaya çıktığı durumla uyumsuz olması gerekir. Mesela, çocuğunuzun veya sizin, yarın sınavınız veya çok önemli bir iş toplantınız var kaygılı olmanız gerekli ve oldukça normaldir. Çünkü normal anksiyetenin (kaygının) önlem alınmasını sağlayan bir yönü vardır. Fakat anksiyete süreğenleşir, beklenenden şiddetli olur, kişinin işlevselliğini bozar ve titreme, çarpıntı vs. fiziksel belirtiler eşlik ederse “patolojik” olarak değerlendirilir. Bu da kaygı atakları yaşanırken kişinin kalp krizi geçiriyorum korkusuyla hastaneye koşmasına neden olur.
  Peki, ne oluyor da insanlar kendilerini kalp krizi geçiyor sanıp hastaneye koşuyorlar?
  Kişi de;
* Çarpıntı oluşur, kalp atımları hissedilir, kalp atım hızında artma olur.
* Aniden terler, sıcak basar ya da titremeye başlar.
* Nefes darlığı ya da boğulma hissi oluşur.
* Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi oluşur.
* Bulantı ya da karın ağrısı, baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi hisseder.
* Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu, ölüm korkusu ortaya çıkar.
   Bu belirtiler ve kişinin yaşadığı ataklar aniden başlar ve 10 dakika da doruk noktasına ulaşır, genellikle 20-30 dakikada sonlanır. Biz bu atakları ve yaşanılan bozukluğu; panik bozukluk olarak tanımlıyoruz. Birçok insanın kalp krizi sandığı şey aslında panik bozukluk.
  
Panik bozukluğun elbette tedavisi mümkündür. Farmakolojik tedavi kapsamında kullanılacak ilaçlar, psikiyatrisi gözetiminde kullanılabilir. İlaçların ne zaman bırakılacağı, ne zaman kullanılacağı, psikiyatrisi yönlendirmeleri eşliğinde olmalıdır. Farmakolojik tedavi yanında psikologdan da yardım alınmalıdır. Farmakolojik tedavi ve psikoterapi birlikte götürüldüğünde çok daha iyi sonuçlar alınır. Hastaların büyük çoğunluğu tedavi ile tamamen iyileşir veya hafif belirtiler kalabilir. Ancak panik bozukluk tekrarlama riski yüksek bir bozukluk olduğundan mutlaka ruh sağlığı uzmanları tarafından yardım alınması gereken bir bozukluktur.

 

 

 



Bu yazı 1841 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI