Bugun...

Ayhan GÜLSOY
DEVLETÇİLİK VE KORONA
Tarih: 01-06-2020 13:03:00 Güncelleme: 01-06-2020 13:03:00


   24 Ocak 1980 kararlarıyla,  Türkiye liberalizmin kucağına atıldı. 1990'larda siyasi partilerin pek çoğu, liberalizmi baş tacı etti. Sosyal demokrasiyi savunan SHP (CHP)yöneticilerinden bazıları da...
   1994'ün Başbakanı Çiller, özelleştirme yasasının TBMM'den geçtiği gün, sevincini şöyle haykırmıştı: “Son sosyalist devleti de yıktık.”Bir ekonomi profesörü sosyalizm ile sosyal devlet arasındaki farkı bilmez mi? Sosyal devletin bile bazılarına nasıl yük geldiğini gösteren  itiraftı  bu sözler... İşçiler taşeronların, yurttaşlar da tüccarın insafına teslim edildi.
   ***
   Küreselleşme, özelleşme politikaları, “uluslararası ekonomi politik” tarafından az gelişmiş ülkelere sunulan tuzağın süslü görüntüsüydü.. .Ulusal sanayileri ve ulus devletleri el altında tutmaktı amaç.Bu tuzağı görenler, “dinozor” sayıldı. Çocuklara ulusal bilinç aşılamak için düzenlenmiş olan “Yerli Malı Haftası" ile dalga geçildi. Her şeyin en iyisi dışarıda var denildi.
   Kamu kaynakları üç beş kuruşa; eşe dosta, yandaşa devredildi... Binlerce  yıl öncesinden, Sümerler demişler ki: “Denetimsiz ülkenin sahibi tüccardır.” Liberallerin, Adam Smith'den beri “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” demesi boşuna mı?
   ***
   Türkiye'de, “devletçilik" bir zorunluluktan doğmadı mı? 17 Şubat 1923 İzmir İktisat Kongresi kararları “liberal” içeriklidir. Ama 1929'da dünyayı kasıp kavuran ekonomi bunalımı sırasında  görülür ki, “devletçi" modelden başka  yolla kalkınmak kolay değil! Bütün gelişmiş ülkelerde başlangıçta öyle yapmamışlar mı?
   1930'dan sonra Türkiye'de pıtrak gibi kamu kuruluşları, fabrikalar açılır. Yalnızca üretim yapmakla, istihdam sağlamakla kalmazlar; her fabrika kendi çevresinde kurduğu sosyal donatı alanları ile okul görevi görür, toplumsal eğitimde önemli pay sahibi olur. Sinema, tiyatro salonları; futbol, basketbol, voleybol sahaları; yüzme havuzları, düğün salonları...
   1930'ların yoksul Türkiye’sinin el emeği göz nuru ile kurulmuş fabrikalar, sanayide destan yazdılar.
   ***
   Özelleştirme yoluyla 1990'larda, kamu kaynakları yavaş yavaş elden çıkarıldı. Fakat, 2002'den sonra AKP hükümetleri, sular-seller gibi özelleştirme yapmakla kalmadı; hükümetin bazı yetkilileri1925-45 arasında yapılanları satmaktan ayrı bir keyif aldı. Bazılarının; zihinlerde, gönüllerde yaşayan  anıyı, bir tarihi yok etmek istedikleri anlaşılıyordu.Sümerbank’ın satılması yeterli gelmemiş olacak ki, dönemin Maliye Bakanı Unakıtan,  “Sümerbank'ın adını bile sildik.” demişti. Sümerbank'ın adından  rahatsız olmanın, iktisadi ne gerekçesi olabilirdi!Özelleştirme hani bir iktisat ve verimlilik ihtiyacıydı!
   ***
   Korona salgını sırasında bütün dünya gördü ki, devleti dışarıda tutarak, halkı piyasaya teslim ederek; ne sağlık sorunlarını çözebilirsiniz, ne ekonomiyi düze çıkarabilirsiniz, ne de çocuklarınıza doğru dürüst eğitim verebilirsiniz!Covid 19 virüsü, halkçı—devletçi politikalardan vazgeçmenin, her şeyi özel sektöre bırakmanın yanlışlığını gösterdiyse, bu da önemli bir kazanç sayılır.
   Kapitalizmin ahlakı, virüsten de para kazanma üzerine kuruludur, dikkat edin!
   İletişim: ayhangulsoy1@gmail.com

 

 



Bu yazı 2695 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI