Bugun...

Hami KIRANARTLIOĞLU
ÇOCUKLUĞUMUN KAYSERİSİNDEKİ RAMAZAN BAYRAMLARI...
Tarih: 01-06-2020 13:01:00 Güncelleme: 01-06-2020 13:01:00


Sevgili dostlar, Korona nedeniyle şimdiye kadar yaşanmadığı bir şekilde bir daha da insanlığın yaşamaması dileklerimle evlerimizde hapis olarak çocuklarımızdan, yakınlarımızdan uzak, buruk hasret dolu bir Ramazan Bayramı yaşıyoruz. Bende sizleri çocukluk yıllarımızın Ramazan Bayramlarına (aslında o zamanlar ‘Şeker Bayramı’ deniliyordu) götürmek istiyorum.
   * * * * *
   Şeker Bayramı deniyordu çünkü İstiklal Savaşı’mız sonraki yıllarda 2. Dünya Savaşı gibi nedenlerle millet olarak şeker hasreti çekilmiş, şeker fabrikaları yeni yeni kurulduğu için Şeker ve mamulleri çok kıymetliydi. Bu nedenle bayram ikramı olarak lokum ve şeker vermek, özellikle biz çocuklar için çok kıymetliydi... Önceleri somruk şekeri, akide şekeri, aynalı, düdüklü vb. isimli basit şekerler, sonraları parlak kağıtlı şekerler çıkmış, biz çocuklar bitirmeyelim diye annelerimiz bayram ve misafirler için saklarlardı. Limonlu şeker , ardından kakaolu şeker çıkmış çok moda olmuştu. .
   * * * * *
   Bayram öncesi annelerimiz misafirler için sinilerle baklava, kuru börek, un kurabiyesi vb hazırlık yapar, Cıngıllıoğlu ya da Çöplüoğlu kolonyaları alınır, çocuklara hediye olarak mendil, çorap eğer yakınlarda evlenmiş yeni akraba çiftler varsa ilk bayramları diye gelin ve damada, terlik, kazak, gömlek vb. hediyeler hazırlarlardı. Biz çocuklarsa önce alınacak bayramlık elbise, ayakkabı, gömlek gibi giysilerin hayalini kurardık. Hazır konfeksiyon henüz olmadığı için Havuzlu Handaki , oğulları arkadaşlarım olan babamın da arkadaşı Mehmet Ali Serpil Amcaya elbiseler diktirilir, defalarca provaya gidilir, işleri çok yoğun olduğu için bayrama yetişmeyeceği korkusuna kapılırdık. Kapalı çarşıdan, biraz büyük olsun da seneye de giysin denerek ayakkabılar alınır, gömlekçiye yedek kol ve yaka ilaveli (kol ve yakalar eskiyince değiştirilsin diye) gömlekler diktirilir, yeni giysilerimiz yatağımızın başında uyurduk… Kızların cicili bicili elbiselerini Zetina yada Singer dikiş makinası olan anneler evlerde diker, olmayanlarda ya tanıdıklarına ya da kadın terzilerine birlikte elbise diktirirler, kızlara genelde kırmızı ayakkabılar alınırdı. Sonra da bayramda kimlere ziyarete gideceğimiz, ne kadar harçlık biriktirebileceğimizi, harçlıklarla neler yapacağımızı planlardık. Öyle büyük hayaller falan zannetmeyin. Mesela Zümrüt Pastanesi’nden Roma dondurması, Şanbaba, Divandan 3 tanesi 1 liraya yaş pasta, keşkül, Sub. yemek, bisiklet kiralama, Langırt (masa topu) oynama, büyük sinemaya Ayşecik, Öztürk Serengil, Vahi Öz Cilalı İbo, Sadri Alışık vb. komedi filmlerini izlemeye gider, eğer paramız fazla olursa arkadaşlarla ortak meşin top almayı hayal ederdik. Annelerimiz tasarrufa alıştırmak için İş Bankası kumbaralarına paralarımızı attırır, bizlerde parasız kaldıkça kumbaradan para çıkarmanın çarelerini arardık. Biraz daha büyüyünce bir daha bulamadığımız enfes Hayat Lokantasında döner ya da Adem Babada Sac Kebap yemek isterdik.
   * * * * *
   Unutamadığım bir tat, Hatice Karabey teyzemizin baklava ve börekleri idi. Annem de güzel yapardı ama onunkiler bir başkaydı. Dayıoğlum Mehmet Gülel ile manavlık yapan ‘Cemalettin Çıklabakkal’ Amcalara bayramlaşmaya gitmiştik. Hiç unutmam ’2.5 TL’ ikimize de harçlık vermiş, o günün şartlarında akrabalardan aldığım büyük bayram harçlığı idi. Çok zengin olduğundan değil bonkör ve çocukları sevindirmekten hoşlandığı için olduğunu sonradan anlamıştım. Genç yaşta rahmetli olmuştu, nurlarda yatsın, hala unutamam, mahallemiz Cumhuriyet olduğu, o dönemin zengin, doktor, banka müdürü, fabrika mühendis ve müdürleri, albay, şehir dışından tayinle gelmiş bürokrat, öğretmen vb. kesiminin Millet, Vatan Caddeleri üzerine yeni yapılmış 5 katlı apartmanlarda oturan arkadaşlarımıza gittiğimizde annelerinin ikram ettiği ‘çukulata’ ile ilk kez tanışmıştım. Sonraları o arkadaşlara ‘çukulata çocuğu’ ya da ‘Tankü’ diye takılınmaya başlanmıştı, belki birazda bizim kıskanmamızdandı. Çünkü evlerinde müzik aletleri, kütüphaneler, yurt dışından gelmiş oyuncaklar vb. vardı ve bizden kibar konuşuyorlardı. Anne ve babaları güzel giyiniyorlar, çocuklar mandolin, melodika, armonika, saz yada keman çalıyorlar, çoğunun babalarının arabaları vardı. Hangi araba kimin, kaç model, bıyık, opel, 56, 57 model Şevrole, Ford, Opel vb. marka olduklarını ezbere bilirdik. Bazı arkadaşlarımızın kollarında Hıslon, Nacar, Omega vb. kol saatleri, hepsinin gıcır gıcır bisikletleri varken, benim hiç bisikletim olmamıştı. İlk okulu bitirince bana da saat alınmıştı..
  * * * * *
  Bayram sabahı erkenden babalarımızla bayram namazını kılmak üzere Camii Kebire gider, sonrada ölmüş atalarımızı ziyaret için mezarlığa gider, dönüşte rahmetli annem, bir Kayseri geleneği olan ‘Yahni-Pilavı’ hazır etmiş olurdu. O gün bu gündür yahni pilavsız bir bayram, bayram olmaz bizde. Hiç unutamam,Yurt dışında geçirdiğim 3-4 bayram sabahları, ‘Şimdi Kayseri'de, anam babamla olmak, yahni pilavla bayram etmek vardı diye çok üzülmüş, içim daralmış, burnumun direği sızlamıştı’ Gençler anne babalarınızın kıymetini onları kaybedince anlarsınız, hayatta iken özellikle bayramlarda ihmal etmeyin, gönüllerini ve dualarını alın. sonra çok üzülürsünüz ama fayda etmez, içimize dert olur.
   * * * * *
   O zamanı yaşamış değerli dostlar ; belki zorluklarla okuduk, kimimiz iş insanı, usta, avukat, eczacı, mühendis vb. olduk. Hepimizin şüphesiz ayrı hikayesi var ama inanıyorum ki o günler yokluğa rağmen küçük şeylerle mutlu olduğumuz, taciz, tecavüz, hırsızlık, cinayet, intihar vb adli olayların çok az olduğu, büyüklere saygı, küçüklere sevgi gösterildiği, alamayanlar olabilir diye yiyeceklerin saklı getirildiği, fakirlerin kollanıldığı, zengin fakir arasında uçurumun olmadığı, eşit şartlarda, kara tahtalarla, eğitim aldığımız, güzel yıllardı. Bakın şimdi zenginde olsanız, bakan, milletvekili de olsanız, uçaklarınızda olsa Korona’dan kurtulmak, acı çekerek ölmemek için evlere hapsolup BAYRAM bile yapamıyoruz. Bence Tüm insanlık bu musibetten ders alıp savaşları, kavgaları, dargınlıkları, kamplaşmaları, küskünlükleri bırakıp, bu günümüze şükredip, sayılı ömrümüzü sükun barış ve sevgi içinde mutlu geçirmeliyiz.
   * * * * *
   Sağlıklı, sevgi ve barış içersinde kutlayacağımız nice bayramlarda beraber olabilme dileklerimle
   Mutlu Bayramlar...
   iletişim: hamibnt@hotmail.com

 



Bu yazı 2530 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI