Bugun...


Hami KIRANARTLIOĞLU
ARABİSTANBUL…
Tarih: 22-01-2020 09:51:00 Güncelleme: 22-01-2020 09:51:00


   İlk kez 15 yaşımda tanışmıştım İstanbul'la… Lise 1 den 2. sınıfa geçtiğim yaz, İstanbul'da olan ağabeyim mektubunda tek tek tarif etmişti nasıl geleceğimi. (telefonumuz olmadığı için henüz) Kent turizm otobüsüne akşam binmiş, sabah 6 gibi Kadıköy-Üsküdar yol ayırımında inmiş, Üsküdar dolmuşu ile Mimar Sinan'ın yaptığı biblo gibi, Boğaz'ın Marmara’ya açıldığı sahil kenarındaki ‘Şemsi Paşa Camii’nin yakınında inip, sahili takip ederek Salacak’ta, Kız Kalesi'nin karşısına düşen alandaki ‘Atlantik Gazoz Fabrikası’ levhasını bulmuştum. Ancak filmlerde gördüğüm denize, gemilere ve en önemlisi Topkapı Sarayı, kalem gibi semaya yükselen minareleri ile Selahaddin camiler, muhteşem tarihi yarımada , beni büyülemiş, kendine ilk görüşte aşık etmişti.
   * * * * *
   Köprüde balık ekmek, Şirketi Hayriye vapurları ile Boğaz turu, Çengelköy’de ayran, Rumeli Kavağı’nda ızgara lüfer, yemyeşil ağaçlar arasında muhteşem yalılar, Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi, Rumeli Hisarı'nı görünce, Fatih bu güzel şehri boşuna almamış, İstanbul için besteler boşuna yapılmamış, şiirler, kitaplar boş yere yazılmamış demiştim ve daha o zamanlar adını bilmediğim ayrı güzellikteki tarihi binalar beni büyülemiş, ben üniversiteyi İstanbul'da okuyacağım diye kendi kendime söz vermiştim.
   * * * * *
   Geçen hafta, uzun zamandır görmediğim İstanbul'a bir davet üzerine gitmiştim. Gitmeden önce kendimce planlar yapmış, okulum olan İTÜ Binalarını, kaldığım ev ve yurtları görmek, eski dostlarımla buluşup geçmişi yad etmek istiyordum.
   Yağışlı hava şartları, trafik çileleri, dostlarımı rahatsız etmemek kaygısı ve en önemlisi hayal dünyamdaki eski İstanbul'u bulamamanın hüznüyle kimseyi aramayıp Taksim'e çıktım.
    Gümüşsuyu'ndan Taksim'e, oradan İstiklal Caddesi’ne hemen her gün gider, akşam üzerleri piyasa yapar, bazen Çiçek Pasajı sokağındaki ilk kez İstanbul'da tattığım Şampiyon Kokoreçci’de, kokoreç yediğim aklıma geldi. Amaçsız, birbirine aykırı, yetmiş iki milletin omuz omuza yürüdüğü kalabalığa kendimi bıraktım. Ağa Camii'nin sokağına gelince, turşuları, komposto ve muhteşem yemekleri ile ünlü Hacı Salih Lokantası’na gitmek istedim, yoktu. Fitaş Sineması'nın önüne geldiğimde dünyayı kasıp kavuran ’Love Story’ filmini izleyip, müziği, şarkısı ile duygulandığım günü anımsadım.
  Her şey değişmiş, AVM şeklinde pasaj olmuştu. Biraz ilersindeki tarihi, yine ilk kez tadıp, doyamadığım profiterol yemek için ‘İnci Pastanesi’ni aradım yoktu, oda kapanmıştı. Birilerine sorayım dedim, hemen her kes Arapça konuşuyordu sokakta.
  Sanki Beyrut sokakları gibi şişman, renkli ve aykırı kıyafetleri ile Beyrut gibiydi Beyoğlu. Mağazalar, lokantalar Suriyeli, Iraklı, Katarlılarla doluydu. O kıyafetleri, tavırları, centilmenlikleri ile konuşmaları ile hayran kaldığımız İstanbul beyefendileri, hanım efendileri kaybolmuş, caddeler petrol zengini, parayla her şeyi elde edeceğini sanan, hala yemeklerini elle yiyen Araplara kalmıştı.
   * * * * *
  
Şair ne diyordu;
   Bu şehr-i İstanbul ki , yek sengine bin Acem mülkü fedadır,
   Bir tek taşına bin Acam mülkü etmez demişti. Bizse kanlarımızla, canlarımızla aldığımız bu cennet şehrimizi Araplara dolarlarla satıyoruz! Benim ana kuzuları, yiğit askerlerim Arap topraklarında şehit ve gazi olurken, Araplar boğaz dahil cennet koylarımızı parayla alıyorlar. Kendi vatanımızda garipleşiyoruz!
   * * * * *
  Bağışla bizi Fatih, bağışla bizi İstanbul.
   Bağışla bizi Orhan Veli, “İstanbul'da Rumeli Hisarına oturmuşum, oturmuşta bir türkü tutturmuşum...”
   “İstanbul'un orta yeri sinema, garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama…”
  İletişim: hamibnt@hotmail.com

 

 



Bu yazı 1245 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI