Bugun...

Hami KIRANARTLIOĞLU
CUMHURİYET’İN İLK YILLARI KAYSERİ
Tarih: 24-04-2019 09:54:00 Güncelleme: 24-04-2019 09:54:00


Uzun zamandan beri yaptığım inceleme, gözlemler ve okuduğum kitaplar genelde Anadolu, özelde Kayseri’ nin tarihi, sosyolojisi, sanatı, ekonomisi bakımından gerçek bir şehir statüsüne geçmesini, Orta Anadolu’nun gelişen, büyüyen bir şehri haline gelmesinin başlangıcı olarak 1926 tarihini yani ilk Cumhuriyet yıllarını göstermektedir. Mevcut tarihi eserlere baktığımızda dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde ve Kayseri’de de önemli yapılar Romalılar döneminde yapılmış kaleler, hamamlar vs. olduğunu görüyoruz. Daha sonraki dönemlerde ise başta Selçuklular olmak üzere, Karamanoğulları, Dulkadiroğulları gibi Türk Beyliklerinin yaptığı camiler, türbeler, hanlar, kervansaraylar, türbe ve medreseler, kaleler vb. görüyoruz.
   * * * * * 
  
Kayseri' de 1400’lü yıllarda, Osmanlı'ya geçtiği 500 yılda, Kayseri tarihimizin en büyük mimarı Mimar Sinan'ın büyük eserleri yanında, zekâtı sayılabilecek Kurşunlu Camii’den başka ciddi bir eserini göremiyoruz. Bu tespit istisnalar dışında tüm Anadolu içinde böyledir. Cumhuriyet dönemine kadar Cami Kebir merkezli 2 km. çapında bir daire içindeki çıkmaz ve dar sokakları, yontulmamış karataş, toprak damlı evleri, imtiyazlı gayrimüslim unsurların zanaat ve ticaret hayatında ayrıcalıklı olmaları nedeniyle zenginleşmeleri, açılan misyoner okullarında çağdaş eğitim görmeleri gibi etkenlerle geri bırakılan, fakir bırakılan Müslüman Türkler ezilmişler, hor görülmüşler, köy durumundaki bu evlerde yaşamaya mahkûm olmuşlardır. Askerlikten de muaf tutulan azınlıklar iç ve dış ticaretin ayrıcalıklarından yararlanıp zenginleşmişler, Türkleri amele, maraba, işçi olarak çalıştırmaya başlamışlar. Devlet ise savaşta asker lazım olduğunda, tarlada öşür alacağı zaman, köylü Türklere müracaat etmiştir. O kadar ki (yazmaya imtina ediyorum) kapitülasyonlar ve Duyunu Umumiye döneminde şımaran gayrı Müslimler ve işbirlikçi ortağı Osmanlı elitleri  ‘Cahil Türk, kötü Türk, kaba Türk ‘ diye aşağılamaya başlamışlardır.
   Yazacak çok şey var, şimdinin Cumhuriyet düşmanı Osmanlıcıların hoşuna gitmeyecek ama tarihi gerçekler okusalar, düşünseler budur.
   1926 yılında Kurtuluş Savaşı’ndan çıkılmış, bir yandan Osmanlı’nın borçları ödeniyor, diğer yandan ülkemiz demir ağlarla örülüyor (Kayseri-Ankara, Kayseri- Sivas demir yolu 1926 Hava İkmal Fabrikası kuruluyor (Tayyare Fabrikası) Mühendis yok, teknik eleman yok, para yok, sermaye birikimi yok, teknoloji yok...
   ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ ilkesi doğrultusunda dış dünya ile özellikle Ruslarla kurulan iyi ilişki sonucu Demir Çelik Fabrikaları, Sümer Fabrikaları, Ruslar tarafından 2 yıl gibi kısa bir sürede kurdurulur. Kayserimiz için ilk ve en önemli sanayi kuruluşu ( ki o tarihte Kayseri nüfusunun 40.000 civarında olduğu düşünülürse, 2.500 kişi istihdam ediliyor. Yani nüfusun yarıdan fazlasının kadın ve çocuk, yaşlı olduğu düşünülecek olursa, şehirde işsiz genç kalmadığı gibi, çevre illerden çalışmaya gelenler olmuştu)
   Sümer Fabrikası kurulur. İçinde yüzme havuzundan, tenis kortuna, atlı spor kulübünden güreşe kadar tüm spor faaliyetlerinin olduğu, sinemasından tiyatrosuna kadar, sosyal etkinliklerin olduğu, kurulan güçlü jeneratör gruplarıyla ihtiyaç fazlası elektriğin şehre verildiği, ilk modern lojman binalarının yapılıp sosyal donatıları ile çam ağaçlarla, çiçeklerle zümrüt gibi parkların yapıldığı, Kayseri'mizin bir anda orta çağ şehri hüviyetinden çıkartıp modern bir şehir haline gelmesinde lokomotif olan Sümer Fabrikası’ndan sonra, Anatamir Fabrikası, Dikimevi, Şeker Fabrikası vs. kurulur. Türk insanı sanatı ve sanayiciliği öğreniyor, eğitim seferberliği ile matbaanın 150 sene ülkemize getirilmesine karşı çıkılıp kitapların yaygınlaşmasının önüne geçilmesi gibi sebeplerle Cumhuriyet’e kadar okuma yazma oranı % 5-7 iken 15 yılda % 40’lara çıkıyor. Halk Evi, Pazarören Köy Enstitüsü, kütüphaneler, okullar açılıyor.
   * * * * *               
   Türkiye genelinde ise 90 yılda,  ‘Reklam Arası’ deyip, yokluk içersinde yapılan tüm kıymetli ve ülkemizin  ‘Beka’sı için önemli olan fabrikalarımız, Telekom’dan limanlarımıza, alüminyum tesislerinden, Petkim’e, Tekel’den, Seka’ya kadar önemli ve stratejik kurumlarımız yerli yabancı demeden satıldı, mirasyedi hovardalığı ile tüketildi, kalan az miktarda milli yatırımlarımız, kurumlarımız, bankalarımız da Varlık Fonu’na devredildi. Fon vasıtasıyla nasıl iç edildiğini, akıbetlerini de zamanla göreceğiz.
   * * * * *                          
   İç ve dış borçları bitmiş, tarım ve hayvancılığı kendine yeten, namerde muhtaç olmamak üzere ‘Yerli Malı ve Milli Sanayi’yi teşvik eden bir Türkiye 'den tarımı,  hayvancılığı, kendine bile yetmeyen, kapitülasyon dönemi gibi borçlanmış ( 600 milyar dolar) bir ülke konumuna geldik. Satılan tesislerimizin listesini yazmaya kalksam sayfa yetmez. Savaştan çıkmış, o günün yokluk şartlarında, Cumhuriyet’in ilk on üç yılında yapılanlar ile bu yatırımların satılıp son on üç yılda yapılanları mukayese etmeyi siz sayın okuyuculara bırakıyorum.

 



Bu yazı 981 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI